Bir psikiyatrist düşünün, çok ağır psikolojik problemleri var ama aynı zamanda öyle zeki ve insan psikolojisine öylesine hakim ki, meslektaşları bile farkına varmıyor!
Naomi Watts’ın, çok başarılı bir performansla canlandırdığı karakter Jean Halloway, bazen hastalarıyla kurduğu derin bağ, bazen de önüne geçemediği fantezileri nedeniyle, kendisine ikinci bir kimlik daha yaratır.Ancak bir yandan hastalarını iyileştiren bir doktor, aynı zamanda sadık bir eş, ilgili bir anne olmaya çalışırken, sonunda işler kontrolünden çıkmaya başlar.

Ayrıldığı sevgilisini takıntı haline getirmiş bir genç, eşinin ölümünden sonra boşluğa düşüp tek kızını bile kendinden uzaklaştırmış bir kadın , uyuşturucu bağımlısı bir genç kız, daha 8 yaşındayken eşcinsel olduğunu farkeden ve bununla yüzleşen çocuk gibi bir çok değişik karakteri, aynı zamanda güç gösterilerini, bencillikleri, şirket içinde yaşanan ya da yaşanamayan yasak ilişkilerde insanların ikiyüzlülüğü gibi bir çok davranışı, duyguyu mercek altına alıyor dizi.Bir yandan da sağlam bir gerilimle olayların akışına kaptırıyor izleyenleri.Yalnız çok yerde, özellikle ilk iki bölümde çok ağır ilerliyor ve bazı sahneler gereksiz yere çok uzatılmış ama yine de, 3. Bölümden sonra kimsenin bırkabileceğini sanmıyorum.Naomi Watts o kadar iyi oynamış ki, bugün elimde olsa herkesi gözardı eder direk Emmy’i ona verirdim.Tüm ekip çok iyi ama özellikle çok fazla rolü olmasa da Allison rolündeki Lucy Boynton’ı çok beğendim.Ağırlığına takılmayacaksınız ve psikolojik gerilim seviyorsanız buyrun Netflix’e..