1950’li yıllar, Londra. Ülkenin en ünlü terzisi, işine deli gibi aşık ve fazlasıyla takıntılı Woodstock’ın, çapkın ama aynı zamanda, bir kadına uzun süreli bağlanmaya son derece uzak olduğunu göstererek başlıyor film. Kendisini her şeyiyle kontrol eden ve kollayan ablasıyla yaşayan Woodstock, bir gün bir garson kıza aşık olur. Ve ardından, alışıldık değil ama farklı bir güzelliğinin yanında güçlü de bir zekası olan garson kız Alma’yı, hem sevgilisi, aynı zamanda modeli yapar. Yönetmenliğini, There Will Be Blood filminden hatırlayacağınız Paul Thomas Anderson’ın yaptığı film, en iyi film dahil 6 dalda Oscar adayı. Konusu gayet sıradan olsa da, seyrederken hiç sıkılmamanızın sebebi çok iyi oyunculuklar ile çok şık ve çok iyi çekilmiş görüntüler. Filmlerde şahit olmaya bayıldığım o çok kıymetli özeni ve zarafeti, filmin kostümlerinde, yakın çekimlerinde, müziğinde ve oyuncularda ama en çok da Daniel Day Lewis’te bolca görüyorsunuz. Bittiğinde ise, filmin anlattığı konunun hissettirdiği güçlü bir duygu yerine, görüntüleri izlerken aldığınız haz kalıyor aklınızda. Daniel Day Lewis’in Oscar’ı zorlayacağını düşünüyorum ama benim gönlüm Gary Oldman’dan yana. En iyi kostüm dalında Oscar ödülü ise büyük ihtimalle bu filmin olacaktır.

Reklamlar